Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır lafından hareketle Cemiyette Pişiyorum 15 yıllık macerasında ilk bandrollü albümü Hayvanat Bahçesi’ni LilaRecords’tan çıkartıyor. Kadim dinleyici için oldukça farklı bir sound olacağı aşikâr, çünkü müziklerindeki sertlik geride kalmış gibi. Henüz toplu bir pişme söz konusu değil, hâlâ yekten pişiyor…

Burak Yasin Tunçlar: Artık punk’ın abileri olarak anılıyorsunuz. Hem de bunu demo’larla ve verdiğiniz konserlerle yakaladınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Ali Özdemir:
 Yaşlılığa!
Ali Trak: Kıdem, kıdemlendiler, kıdemlilik…
AÖ: En eski gruplardan biriyiz, buna bağlıyoruz.
Tolga Saygılı: Ortamın çok kötü olmasına bağlıyorum. Başka grup yok. Bizim gibi dandik bir grup bile “ortamın abisi” olabiliyorsa yazık o zaman.
AÖ: Evet az grup var, eski grup da çok az zaten.
TS: Üç tane grup var abi zaten

Mert Sabuncu: Albüm kapaklarını ve konser afişlerini kim yapıyor?
AÖ: 
Birkaç tane yaptığım afiş var ama en kötüleri onlar. Tolga yapıyor.
TS : Mehmet Yıldırım diye animasyon okuyan bir arkadaşımız var, o yapıyor. Yeni albüm kapağı da onun elinden çıktı.

MS: Kendinizi “Temsil ettiği değerler müzikle sınırlı değil,” diye tanımlıyorsunuz. Bu albümde de politik tavrınız devam ediyor.
TS: 
Tam politik değil aslında, sosyopolitik diyelim biraz.
AÖ: Gezi’den sonra biraz daha su yüzüne çıktı o olay. O yüzden en politik albümümüz bu albüm diyebiliriz. Çok politik değil de aslında Cemiyet’in olabileceği kadar. Nerden baktığınıza bağlı biraz.

BYT: Söz ve melodinin birbini çok iyi tamamladığı bir albümle karşımıza çıktınız. Bunun dışında dinlediğim en temiz Cemiyet kayıtlarıydı. Nerede kaydettiniz?
TS: 
Mis Sokak’ta. Bir arkadaşımızın yeri. Zaten müzisyen kendisi. Frapan grubundan, Samet Evci. Orada yaptık.
BYT: Albümün dağıtımını nasıl gerçekleştireceksiniz? Basılı mı yoksa internet üzerinden dijital olarak mı?
TS: İkisi de olacak. Bir şirketle anlaştık. Şirket hem web’den iTunes’ta yayınlanacak hem de standart baskı yapacak. Ondan ilk albüm diyoruz resmi. Yoksa bizim için, iyi kayıtlı bir demo.
BYT: Bildiğim kadarıyla plak şirketlerine mesafeli duruyordunuz. Değişen tekel ve “yükselen” alternatif dalga mı sizi plak şirketiyle iş birliği yapmaya yönlendirdi?
AÖ: Öyle bir tavrımız yoktu aslında.
TS: 15 yıl sonra çıktı, şimdi bir şey mi var? E, uğraşmadık sadece. Şimdi de uğraşmadık, bir arkadaşımız bizim için uğraştı. Biz iki gün önceye kadar görüşmemiştik bile. İmza günü gördük şirketi.
AÖ: Albümü ilk götürdüğümüz yer çıkartmayı kabul etti. Onun dışında başka bir yerle de görüşmedik.
TS: Bir de şey, bir tane hatıralık baskılı bir şey olsun istedik. Bundan sonra yine web’den yayınlarız.
AT: Esas hatıralık olan plak. Plak olsa süper olur.
TS: Evet, plak istedik de, tuzlu geldi. Çek Cumhuriyeti’nde falan ucuzmuş.
AÖ: Mesela plak bastıran insanlar yurtdışına önceden sipariş verip sonra plakları kendi getirtiyormuş. Ya da işte sözün dinlenir bir grup olacaksın, biz plak istiyoruz dediğinde basacaklar. O da işte 3-4 albüm sonra…
AT: 45 yaşında…

BYT: Üretim aşaması nasıl gerçekleşti parçaların? Yenilenen parçalar oldu.
TS: 
Zaten biz yeni şarkıları 2 yıldır çalıp çalışıyorduk.
AT: Olur mu ulan? Ben 3 yıl önce size girdiğimde albüm şarkıları hazırdı, bitmişti.
AÖ: O zaman o 4 yıldır… 3 yıl oldu mu ya sen gireli?
AT: Evet. Ne çok büyüdüm ulan?!

BYT: Parçalar tek bir kişinin mutfağından mı çıkıyor yoksa kolektif bir çalışma söz konusu mu?
TS: 
Bizde genel olarak şey var, ben kabataslak ortaya koyuyorum. Akustik çalarım, Ali basını yapar. Davulcu da kimse davulu yapar, o anki duruma bağlı olarak.

BYT: Esasen merak ettiğim şuydu; bir röportajında uzun bir süre sadece Nirvana dinlediğini fakat artık müzik dinlemeye katlanamadığını söylemişsin. Bu albüm de o katlanmamanın eseri mi? Bu tavrın verdiği bir rahatlıkla mı üretiyorsun? Çünkü belli bir kalıbın içinden çıkartıyor seni üretim aşamasında.
TS: 
Yahu, bilmiyorum, kırdım o düşünceyi herhalde.
AÖ: Bizde hiçbir zaman bişeyden esinlenme, benzeme yoktu.
TS: Tonu falan benzer de, ana beste yapısını genelde benzetemezsin. Kendi kendine oluyor.
AT: Esinlenmeden ziyade esin kaynağı olma var. Doğruya doğru yani. Misal esinlendiler yaptılar, “Cemiyette Pişiyoruz” mesela. Kesinlikle Cemiyette Pişiyorum adından esinlenerek gerçekleşmiş bir şarkı. Her türlü kalıbımı basarım yani.
TS: Niye, ilk ağızdan şahit misin?
AT: Benim suçum, benim yüzümden oldu. (gülüyor) Davulcu Hakan’la basçı Ozan bizim okuldaydı. Biliyordu bir grubumun olduğunu, sordular işte “Ne oldu senin grup?” diye. “Dağıldı falan ama şimdi başka bir grupla çalacağım, henüz deniyorlar,” dedim. Sordular nedir grubun adı diye. “Cemiyette Pişiyorum,” dedim, abi ne güzel isimmiş dedi. Ben buna şarkı yaparım dedi, albüm yaptı. (Gülüyorlar) Sonra, bizden çaldılar diye bir şarkı yaptık gayet de güzel oldu.
AÖ: Ondan önce yaptık onu.
TS: Evet ulan, o ondan önce.
AT: Ben onu hep ona cevaben bir şey sanıyordum.
AÖ: Hayır abi, biz bir şey yapıyoruz sonra başımıza geliyor.
TS: O herifi ciddiye alıp bir de şarkı mı yapacağım?
AT: Müneccim boku yediniz yani. (Gülüşmeler)

BYT: Ali’nin gruba gelmesiyle grup daha ska’ya kaymış gibi.
AÖ:
 İlerde bir tarz değişirse biz istediğimiz için değil de, davulcu yüzünden olacaktır bu. Ali’nin çalış tarzı reggae-ska’ya daha yakın. Çoğu distortion’lı şarkıyı bu böyle olmaz deyip değiştirdik. Bayağı reggae yaptık yani.

BYT: Punk yaftasından sıkılma söz konusu değil yani.
AÖ: 
Yok, davulcunun stiliyle alakalı. Ali’den önceki bateristimiz de hardcore davulcusuydu. Trash, metal falan seviyordu. O zaman daha serttik misal.
TS: Demek biz karektersiziz ulan o zaman.
AÖ: Yapacak bir şey yok abi, ona ska’yı çaldıramıyorsun, bu adama da punk, hardcore’u çaldıramıyorsun.
AT: Hadi ulan çalıyoruz işte onu da, dup tak dup tak dupudupu.
TS: Oğlum davulcusun sen çalıcan tabii ya.
AT: Çalmıyor muyum?

BYT: Kitleyle iç içe bir grupsunuz, yani seyirciden besleniyorsunuz. Peşinizden sürüklenen kitlenin değiştini düşünüyor musunuz?
AÖ: 
Daha iyi oluyor, tazeleniyorum ben yani. Her konserde aynı kişileri görsem ben de sıkılırım.
AT: Ama şimdi vefalı adam geliyor, sıkılıyorum demek de…
AÖ: Yok canım eski tayfa gelince de mutlu oluyoruz yani.
TS: Ben bu değişimi şöyle fark ettim, genelde hep arkadaşlar gelir ya, bir gün hiç tanıdığım yoktu konserde. İçerde 150 kişi vardı ve hiçbirini tanımıyorum. O zaman “Ne oluyor lan?” oldum sonra, dedim 5-6 gün önceye kadar hiçbir şey olmuyormuş. (Gülüyorlar)

BYT: En sevmediğinizi bildiğim soruya gelelim, eklemek istediğiniz bir şey var mı? (Gülüşmeler)
AÖ: 
Yok!

MS: Bence Ali Trak bir şeyler söylecek gözünde ki ışığı görüyorum.
AÖ: 
Anarşi çok güzel sen de gelsene!
AT: Ya tabii anarşi güzel de bir yere kadar. Yorar adamı sonrası. Türkiye’de dünyanın tüm alternatif akımlarını ucundan demo’lar halinde alıp, hepsini karıştırıp koydukları için böyle. Misal dünyada patencilerle kaykaycılar kapışır ama burada öyle bir lüks yok. Zaten geleneksel kalıplı tüm insanlar saldırıyor. Yok pantolon niye öyle, yok cebinde köpek mi var zincir sarkıyor. İsmail Türüt.
TS: Benim var aslında, ben ciddi bir şey söyliyeyim de. Bazen böyle düşünüyorum, aslında itiraf ediyorum yani gerçi herkes biliyor da. Çok iyi çalmıyoruz. Gerçekten iyi bir grup değiliz, beste veya güfte olarak demiyorum. Performans olarak iyi bir grup değiliz ama çok iyi bir davulcu olsaydı, çok iyi bas veya çok iyi gitarist olsaydım… Ama mesele, beni bu heriflerle bir odaya kapasan üç ay sıkılmadan eğleniriz. Çok iyi olmak ya da çok iyi çalmak değil. Misal bu herif belki gider yeni bir davulcu gelir ama iyi anlaşamayabiliriz. Zengindir, parası vardır, bize bakar o ayrı. (Gülüşmeler) Ben çalışmak zorunda kalmam o zaman ayrıca, kusura bakma Ali. Gerçekten bu zor bulunan bir şey, Ali zaten çok eski arkadaşımız, on yıldır tanışıyoruz.
AÖ: On beş yıldır tanışıyoruz.
TS: Evet sonra başka gruplara gitti, öğrenince geldi. Baktık çalıyormuş.
AT: Ben o zaman da çalıyormuşum ya, eski kayıtlarıma falan baktım da.
TS: Biz o zaman havalıydık ya…
AÖ: Ben performansımız çok iyi değil kısmına katılmıyorum.
AT: Ben de katılmıyorum.
TS: Ya, ama dünya standartlarına göre kıyaslıyorum.
AÖ: Bir grubun konserine gitmiştim, adamlar mükemmel çalıyordu. CD’deki gibi çalıyorlardı ama o kadar mükemmel olunca da sıkıcı oluyor, CD’den dinlemek gibi bir şey oluyor.
TS: Benim demek istediğim bu değil, yapmak istediğini yapabilmekten bahsediyorum. Stüdyoda yapabildiğini sahnede yapabiliyor musun?
AÖ: Ben yapıyorum.
TS: Tamam o zaman tüm sorun bendeymiş. (Gülüyor)

Cemiyette Pişiyorum: Son olarak 15 Mayıs Karga, 16 mayıs Noxus Ankara, 23 mayıs Volume İzmir ve 30 mayısta Ekşifest’te sahne alacağız. Bekleriz.

Söyleşiyi karga Mecmua için oluşturmuştuk. Orjinali için tıklayınız. Bu da hiç bir yerde bulamayacağınız gençliğime dair emareler bulabileceğiniz, söyleşinin salt hali 🙂

Yorum yazın